Girişimci Gençler: Gittigidiyor.com - 1

Başarısızlıktan yeni şeyleri denemeye korkacak kadar korkmayın.
En üzücü hayatların özeti üç kavram ile tanımlanabilir: yapabilirdim, yapardım, yapmalıydım.
Louis E. Boone

Gelirler kısmında hemen bir parantez açarak bu başarılı girişim öyküsüne de burada başlayalım. Burak ve Serkan Ankara’lı içi içlerine sığmayan iki girişimci gençtir. Burak Atatürk Anadolu Lisesi, Serkan ise Yükseliş Koleji mezunudur. Her ikisi de birbirinden habersiz İTÜ mimarlık fakültesini 1990 yılında kazanırlar, Serkan B, Burak ise C sınıfına başlar. İkinci sınıfta ile tanışırlar. Okul sırasında sürdürdükleri arkadaşlık, mezun olduktan sonra iş arkadaşlığına dönüşür.

Doğal olarak mimarlık bölümünden mezun olarak mimarlık işine başlarlar. İlk başta bir mimarlık bürosunda çalışmaya başlarlar ancak bir kaç ay geçtikten sonra işi öğrenmişlerdir ve kendi işlerine geçerler. İlk başta ufak tefek işler alırlar. Tadilat, dekorasyon gibi işleri tanıdıkları sayesinde bulurlar. İlk önemli işleri Nişantaşı’nda daire dekorasyonudur. O zamanın en iyi işlerinden birini çıkarır ve tüm daireyi döşerler. Kendi aralarında bir iş bölümü yaparlar. Serkan’nın bilgisayar ve tasarım yönü kuvvetli olduğu için çizimleri o yapar, Burak ise daha çok uygulamayla ilgilenir.

Bu ufak tefek işler zamanla büyümeye başlar çevrelerinden bir çok mimarlık işi gelir. İlk büyük işleri Sapanca’daki 1000 m2 lik bir villa projesidir. Baştan sona onların yönettiği proje onlar için büyük bir tecrübe olur. Çok genç mimarlar olmalarına rağmen işin sahibi onlara inanır ve bu projeyi onlara verir. Aylar ayları, yıllar yılları böyle kovalamaya başlayacak gibi gözükmektedir.

Burak 1997 Mart’ta askere gider, işlerin başında Serkan kalmıştır. Burak 16 aylık yedeksubaylık döneminden sonra geri döndüğünde kendini yeni bir villa işinin içinde bulur. Serkan eski bir müşterilerinin iki villa işini Burak askerde iken almıştır. 1999 yılında bu sefer Serkan askere gidecektir ancak her iki girişimci genç taahüt işi kovalamaktan sıkılmışlardır. Sürekli bir iş kovalama yerine sürekliliği olan bir çalışma ortamı istemektedirler. Taahüt işinde onları rahatsız eden taraf sürekli iş kovalamak ve işleri almaktır. Bir dükkan veya fabrika kurduklarında bu tür sorunlarla uğraşmayacaklarına karar verirler. Mimarlık işi yerine başka bir iş yapacaklardır. 1999 yılı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de internet rüzgarlarının estiği günlerdir. Onlarda bu yeni fikirlerden oldukça etkilenmişlerdir.

Serkan askere gitmeden önce 8 aylık süre içinde döndüklerinde çalışacakları alanı bulacağını düşünmektedir. Kısa dönem askerliğini İzmir Maltepe Askeri Lisesi’nde yapar. Bu sırada karargahta yazıcı olduğu için internete bağlanma fırsatı olur. O site senin bu site benim internet üzerinde iş modellerini incelemeye koyulur. Bir çok İngilizce internet kavramına o günlerde yabancıdır. Yeni yeni öğrenmeye başlamıştır. Başlangıç olarak yahoo’nun iş modeli üzerine kafa yorar. Reklam gelirine dayalı olduğunu benzeri bir işi yapabileceklerini ancak içeriği kendilerinin üretmemeleri gerektiğini düşünür. 8 ay boyunca daha bir çok iş modeli üzerine kafa patlatır. Deliler gibi araştırma yapar. About.com o günlerde çok gündemdedir, trafik açısından ilk sıralarda gelmektedir. Daha bir çok siteyi gezer. Ebay’i de inceler ancak siteye her girdiğinde ana sayfadan dışarı çıkar iş modellerinin ne olduğunu tam anlamaz. Hem ebay trafik olarak da dünyadaki sıralamada çok yükseklerde değildir. En sonunda askerlik sonrasında yapacakları sitenin ana fikrini bulur. “Tüm dünyadaki internet kullanıcıları haber gönderecekler ve sayfalarının ziyaret oranlarına göre gelir elde edeceklerdir” Sitenin adresinide satın alır, proje hazırdır: “Allthewebnews.com”

1999 Kasım ayında Serkan’da askerden dönünce iki ortak bir araya gelmişlerdir. O güne kadar mimarlık işinden belli bir birikim yapmışlardır. Şimdiki amaçları internet üzerinde büyümektir. Serkan’nın askerden arkadaşı Zafer’de bu heyecana katılmış ve onlarla beraber bir şeyler yapmak istemektedir ancak sermaye azdır. Internet üzerinde şirket kurduklarında en az bir sene para kazanamayacaklarını düşünürler. Bu sebeple internet işi sırasında ufak tefek mimarlık işleri ile maddi durumlarını destekleme planlarını yapalarlar. Şirketi kurma zamanı gelmiştir. ARK bilgi teknoloji şirketini kurarlar.

Tüm internet planları olmasına rağmen, iki ortak da internet programcılığından, tasarımından hiç anlamamaktadırlar. Ne yapacaklarını bilmelerine rağmen nasıl başlayacaklarını bilmemektedirler. Amerika’da yaşayan arkadaşları Tunç onlara iki programcı önerir: Barış ve Cemal. Her ikisi de 1979 doğumlu genç çocuklardır. Serkan ve Burak o zamanlar 21 yaşında olan iki programcıyla ilk toplantılarını yaparlar. Onlara allthewebnews.com modellerini anlatırlar. Her iki programcı da iki ortağa güven verirler. Burak ve Serkan programcıların ne yapacaklarını bilmelerine rağmen nasıl yapacaklarını bilmemektedirler. Cemal ve Barış projede Linux ve php kullanacaklarını söylediklerinde bu işe en yakın olan Serkan bile neden bahsettiklerini anlamamıştır. Tüm dünyaya açılacakları projelerinin detaylarını anlatırlar. Süreçlerin üzerinden tek tek geçerler. İki programcı onlara bir teklif sunarlar. Tüm bu işler üzerinde uğraşmak epey zaman almıştır. Serkan’nın askerden arkadaşları Zafer’in o sırada motivasyonu kaybolmaya başlar ve bu işin içinden çıkar. Aslında Burak ve Serkan’da bu işten epey sıkılmaya başlamışlardır. İşin çok büyük olduğunu tüm dünyaya nasıl açılacaklarını kara kara düşünmeye başlamışlardır. Amerika’da yaşamış olsalar belki projeyi yapabileceklerini ama Türkiye’de nerdeyse imkansız olduğunu görmeye başlamışlardır. Bu durum her iki ortağı da çıkmaza doğru sürüklemeye başlar. Durumu birbirlerine açıkça itiraf edemeseler de durum kötüye doğru gitmektedir.

Askerde allthewebnews.com fikiri üzerine kafa patlatan Serkan öyle bir çözüm düşünmektedir ki hem durumu Buraka anlatacak hem de yeni bir limanı hedef göstercektir. Daha önce düşündüğü diğer modelleri değerlendirmeye başlar. Ebay üzerinde kafa yorar ve bu modelin daha kolay uygulabileceğine karar verir. Bir akşam ikisi oturup sohbet ederlerken Serkan iş düşüncesini birden Buraka açar.

- Serkan: Abi, ebay diye bir site var
- Burak: Nedir bu abi?
- Serkan: Millet malını internete koyuyor, bu malı gören ziyaretçiler, teklif veriyorlar en yüksek olana satıyor
- Burak: Tamam yahuu hemen yapalım

Her ikisi de bir önceki model içinde tıkılıp kalmışlardır. Ondan sıyrılıp kurtulmak için en yakın ebay.com modeli olmuştur. Fazla düşünmeden bu yolda ilerlemeye karar vermişlerdir. Progamcıları ertesi gün tekrar çağırırlar ve eski projeyi yapmayacaklarını, yeni bir model yapacaklarını anlatırlar. “Ebay diye bir site var girin bakın tüm akışlar orada bize de bir kaç gün içinde teklifinizi tekrar sunarsınız” derler. Cemal ve Barış ebay.com’u inceleyip ertesi gün gelirler ve daha önce sundukları proje bedelinin yarısına bu işi yapacaklarını söylerler. Ebay.com modelinin ve yazılımının diğerinden daha basit olduğunu en kısa sürede çıkarabileceklerini belirtirler.

İlk başta iş planları hazır değildir. Sadece ne yapacaklarını bilmektedirler. Şimdi onlar için sıra sitenin ismini bulmaya gelmiştir. Serkan eşi ile bir akşam internette bir çok isimi araştırlar. Muzayede.com, sattim.com, acikarttirma.com gibi güzel buldukları isimlerin hepsi alınmıştır. Eşi açık arttırmalarda yönetenlerin sık sık söylediği “gidiyor gidiyor gitti” deyiminden esinlenerek gittigidiyor.com’u teklif eder. Serkan hemen ismi Burak’la da paylaşır. Herkesin onayı alınır ve 26 Şubat’ta isim “register.com” dan satın alınır.

İlk başta ne yapacaklarını bilen ama iş planları tam olmayan iki ortak 2000 Mart ayında internet üzerindeki tüm açık arttırma modellerini tek tek inceleyerek tüm özelliklerini ve fonksiyonları karşılaştırmalı olarak çıkarırlar. Araştırmaya başlamışlardır. Odaklanacakları iş “pazar yeri” kurulmasıdır Pazarın nasıl çalışabileceği ve nasıl olabileceğini araştırmaya başlarlar. Yahoo, Amazon, eBay ve diğer tüm siteleri en ince ayrıntısına kadar analiz ederler. Bu yabancı alışveriş sitelerindeki tüm özellikleri karşılaştırmalı olarak bir tabloya yazarlar.

[Slashdot] [Digg] [Reddit] [del.icio.us] [Facebook] [Technorati] [Google] [StumbleUpon]

Girişimci Gençler: Yemeksepeti.com - 1

Bir insan kendini adadığında ilahi taktir de o yönde hareket edecektir
Tüm olaylar diğer bir olayı desteklemek için oluşur ve aksi taktirde hiçbir zaman ortaya çıkmaz.
Bir akarsu boyunca oluşan tüm olaylar sadece bir karardan doğar.
Hiçbir insanın hayal edemeyeceği tüm umulmadık durumlar, oluşumlar ve maddi destek bu şekilde elde edilebilir.
Elinizden geleni ve hayal edebileceğiniz herşeyi yapmaya hemen başlayın.
Cesaret; deha, güç ve büyüyü de içinde saklar.
Şimdi başlayın.
Goethe

Girişimci Gençler: Yemeksepeti.com

2001 yılı Ocak ayında İTÜ Taşkışla Mimarlık fakültesinin hemen yanındaki Deneme Bilim Merkezinde İnternet Teknolojileri Derneğinin “B2C Türkiye Deneyimleri Olanaklar, Sorunlar” konulu panele konuşmacı olarak katılmıştım. Eğitim, panel veya konferanslara katılığım zaman performansımı sunumum sonrasında benimle konuşmak isteyenlerin sayısıyla ölçerim. Eğer kimse sunum sonrasında soru sormaya gelmiyorsa, felaket olmuştur. Kürsüden inmeme fırsat kalmadan dinleyiciler bana doğru yöneliyorlar ve ardı ardına sorular soruyorlarsa iyi bir sonuç sayabilir, kendimle o akşam gurur duyabilirim.

Deneme Bilim Merkezinde saat 14.00’da başlayan sunumumda bugün ne dediğimi bu satırları yazarken hiç mi hiç hatırlamıyordum ancak internet herşey bir yana tarihi de kaydediyor. Google.com’da kendi adımı yazıp aradığımda turk.internet.com’un o tarihteki toplantı hakkında yazdığı makalesine ulaştım.

Internet Teknolojileri Derneği toplantısında B2C’nin tarihi ve geleceği tartışıldı.

INETD Internet Teknolojileri Derneği (www.inetd.org.tr) tarafından düzenlenen planlı etkinlikler arasında bulunan “B2C: Türkiye Deneyimleri, Olanaklar, Sorunlar” etkinliği bugün saat 14:00′de İTÜ Deneme Bilim Merkezi’nde gerçekleştirildi. Etkinliğe Vestelnet’ten Burak Buyukdemir Deppo.com’dan Esra Talu, IBS Research’ten David Tonge, Sentim’den Mete Kısacık, Datascope’tan Nüzhet Atabek, Veripark’tan Özkan Erener ve Kütahya Porselen’den Nesrin Kavak konuşmacı olarak katıldılar. Son günlerde arttırılan Telekomünikasyon Vergisi’nin gerek kullanıcı gerekse elektronik ticaret şirketleri ve ISS’leri zor durumda bıraktığının altını çizen katılımcılar, Türkiye’de İnternet’in ve elektronik ticaret’in gelişmesi açısından yapılması gerekenleri anlattılar.

Paniğe Gerek Yok
Vestelnet’ten Burak Büyükdemir ülkemizin İnternet’in yaygınlaştırılmaya çalışıldığı günlerde iletişim vergisinin %8 arttırılmasının paradoks yarattığının altını çizdi. Dünya’da yaşanan e-iş gelişmelerinin Türkiye’de de yakından takip edilmeye başlandığını belirten konuşmacı VestelNet’in bugüne kadar sürdürdüğü e-ticaret politikasına da değinerek şirketinin e-ticaret tecrübelerine değindi. Yurtdışında “.com ” şirketlerinde yaşanan güzdonümünün geçici olduğuna inandığını belirten Büyükdemir, bu tarz dalgalanmaların doğal olduğunu çünkü İnternet’in ve gelecekteki durumun aydınlık olduğunun altını çizdi. Yeni Ekonomi Kavramı’nın temelden tamamen farklı bir ekonomi olmadığına inandığını belirten Büyükdemir, varolan ekonomi, tecrübe ve politikaların İnternet’e yansıdığını ve yeni bir sinerji yaratılarak yaşanan yeni gelişmenin “Yeni Ekonomi” olarak adlandırılabileceğini sözlerine ekledi.

Gelecek e-ticaret’te
Deppo.com Genel Müdürü Esra Talu ise, son günlerde yaşananların .com şirketlerinin belirli bir sayısal şişkinliğe ulaştıktan sonra normale döndüğünü belirterek şirket olarak elektronik ticarete her zaman inandıklarını, örnek olarak Amazon.com’un Kasım ortası - Aralık sonu arasındaki 24 milyonluk satış rakamını ve bu dönem içerisindeki saniyede 3 satış örneğini gösterdi. Deppo gibi bir start-up şirketinden Türkiye’de siteye giren her yüz kişi arasından ortalama 2 kişinin alışveriş yaptığını ve ABD’de bu rakamın ortalama % 1.8 olduğunu belirtti. 2001 senesinde bu rakamı daha da yukarıya çekeceklerine inandıklarını belirten Talu, çabalarının bu yüzdeyi Amazon.com’un ulaştığı seviyeye ulaştırmak olduğunu altını çizdi. E-ticaret’te başarının e-ticaret’te uzmanlaşmak gerekliliğini getirdiğini belirten Talu batıda ISS, içerik ve e-ticaret dallarında aynı anda faaliyet gösterip başarıya ulaşan bir şirket örneği görülmediğini sözlerine ekledi.

Doğu’yu Unutmamak Lazım
IBS Araştırma ve Danışmanlık şirketi adına konuşan Genel Müdür David Tonge İnternet’e olan ilginin geçtiğimiz sene içerisinde %300′lere varan bir artış gösterdiğini belirterek ülkemiz e-ticaret profiline de değindi. İnternet üzerinden alışveriş yapan insanların daha çok iade garantisi gördüğü anda ödemeye yatkın olduklarını belirten Tonge gelecekte sağlanacak güvenlik gelişmeleri ve lojistikteki gelişmelerin e-ticaret’in gelişmesine olumlu ölçüde etki edeceğine inandığını belirtti. Ülkemizde İnternet kullanıcıları deyince sadece batıdaki vatandaşlarımızı değil doğudaki vatandaşları da düşünmek gerektiğini ifade eden Tonge, ülkemizin Doğu bölgesinin tahminimiz üzerinde potansiyele sahip olduğunu ve İnternet’e giriş şeklindeki liderliğin %45 ile İnternet cafe’lerde olduğunu belirten Tonge İnternet’e giriş maliyetinin bilgisayar sahibi olunması gerekliliğinden dolayı yüksek olduğunu ancak Türk halkının teknolojiye olan ilgisinden dolayı bunu bir şekilde çözüme ulaştırdığına dikkat çekti.

INETD Internet Teknolojileri Derneği’nin bir sonraki toplantısı 18 Ocak 2001′de B2C üzerinde İTÜ Taşkışla Deneme Bilim Merkezi’nde yapılacak.

Yazdıklarına göre e-ticaret şirketlerinin batması ve 2001 yılındaki durum hakkında kısaca “Paniğe gerek yok” demişim. Ne güzel demişim. Bugün baktığımda oldukça soğukkanlı bir yorum yaptığımı görüyorum. Bugün aynı konuşmayı yapsam bu kadar sakin olur muyum bilmiyorum. Bir genç girişimci herhalde bundan etkilenmiş olacak ki konuşma sonrasında bana doğru geldi. İnternet üzerinde kuracakları elektronik ticaret modelinden, şimdiye kadar neler yaptıklarından bahsetti. Açıkçası aynı dili konuşabiliyorduk. Internette restorantları birleştirme projesinden bahsetmeye başladı. İşte o gün Yemeksepeti.com’un kurucusu Nevzat ile tanıştık.

Yeni bir iş kurulması için geçen fikir aşamasını çok seviyorum, toplamda işin %1’lik bölümünü oluşturuyor çünkü en eğlenceli bölüm burası oluyor. Edison’un dediği gibi

“Başarıların % 1’i yaratıcılıkla % 99’u ter ile ortaya çıkıyor.”

Aklınıza gelen bir fikrin çok ilginç olduğunu başkasının bunu düşünmediği fikrindeyseniz % 99 oranında yanılıyor olabilirsiniz. Artık bunu test etmenin kolay bir yoluda var, girin google.com’a, aklınıza gelen fikrin anahtar sözcüklerini yazın ve arama tuşuna basın. Karşınıza eminim bu fikirle alakalı veya tıpatıp aynısı, onlarca belki yüzlerce site adresi çıkabilir. Bu sizin ümidinizi kırmasın.

Yemeksepeti.com tüm restoranları bir araya getirip daha önceleri sizin telefonla yapmış olduğunuz yemek siparişlerini internet üzerine taşıyan bir e-ticaret modelidir. Bilirsiniz telefonla evlere servis yapan restoranlar posta kutularına menüler dağıtırlar, yemeklerin fiyatlarını, indirimleri, resimleri bu broşürlerden görmeniz mümkündür, ancak zaman geçtikçe bu menülerde yer alan bilgiler güncelliğini yitirir veya menüler ev içinde kaybolur ya da buzdolabınızın kapağı bir sürü kağıtla dolabilir. Acıktığınız zaman aklınıza en hızlı gelen yerden sipariş verirsiniz. Yemeksepeti.com tüm bu sorunları bir çırpıda çözmeyi amaçlayan bir model. Nevzat, yemeksepeti.com fikrini Amerika’da bulunduğu yıllarda sürekli kullandığı, kozmo.com, webvan.com, waiter.com gibi sitelerden esinlenmiş ama Türkiye’nin şartlarına uygun yeni modelleri projesine eklemiş.

Nevzat, Boğaziçi Bilgisayar Mühendisliği mezunu, derslere pek girmezmiş. Üniversiteye 1993 de girer ve 6 senede mezun olur. Okul sırasında yapmadığı iş kalmaz dalış klübü, radyo programcılığı, basketbol hakemliği, danışmanlık, yıllık komitesi ve bir çok öğrenci projesinde yer alır. Kısaca haylaz bir öğrencidir. Boğaziçi ona girişmicilik ruhunu aşılar. (Veripark, Escort ve diğer bir çok şirket kurucularına aşıladığı gibi)

Mezun olduktan sonra Amerika’da yaşanan internet fırtınasını yakından takip etmek için özellikle Silikon Vadisi’nde olmak ister. “University of San Francisco”’nun elektronik ticaret konusunda yüksek lisans programını bu sebeple seçer. Hatta MBA sırasında “Webvan.com” sitesini proje olarak inceler, şirkettekilerle konuşur. (Webvan.com sitesi 1999 yılında büyük umutlarla kurulmuş, internet üzerinden çok hızlı dağıtım yapacak büyük bir bakkaliye sitesidir ve toplam 1,2 milyar USD lık bir başarısızlık öyküsü olmuştur)

Deneme Bilim Merkezindeki seminer sonrasında konu konuyu açtı, yapmayı düşündükleri bu proje konusunda konuşmaya başladık. Restoranları birleştirip, telefon cefasına son vermeyi anlatıyordu. Ona rakip olup olmadığını sordum. Hemenservis.com gibi bir site var ama çok kötüler dedi. Hemenservis.com sitesi sahipleri fikri belki onlardan önce bulmuştu ve hatta Türkiye’de uygulamaya geçirmişlerdi. Birleştirdikleri restorant sayısı ise çok azdı. Nevzat bundan etkilenmişe benzemiyordu. Farklı bir model ile kullanıcılara daha fazla katma değer sunacağını söylüyordu.

[Slashdot] [Digg] [Reddit] [del.icio.us] [Facebook] [Technorati] [Google] [StumbleUpon]

HABER, PORNO VE TATİL

Türkiye’de İnternet kullanım istatistiklerine yönelik bir çok rakam açıklanmaktadır. Bunlardan en ilgi çekeni Türk insanın İnternet’te en çok ne aradığı olur. Gazeteler “seks”in çekiciliğini ve okutma üzerindeki etkisini düşünerek bu haberlerde hep Türk İnternet kullanıcısının İnternet’i sadece bu amaç için kullandığını ileri sürerek Google ne zaman bunu basın bülteni olarak yayınlasa hemen haber yaparlar.

Google trends google üzerinde yapılan aramaların hacimlerini bize eğilim analizi olarak Google trends sayfasında göstermekte. Bu veriler eğer doğru kullanılırsa çok bilgi içeriyor. Türkiye’nin İnternet gelişimini ve büyüme istatistiklerini buradan takip etmek mümkün.

Yıllara göre tatil ile ilgili sorgulamarın nasıl geliştiğine bakalım. Grafikteki renkler aşağıdaki kelimelerin 2004 yılından 2007 yılına kadar ne kadar büyüdüğünü gösteriyor. Bu sorgu tüm dünyada yapılmış olan aramaları gösteriyor, dolayısı ile “otel” kelimesinin diğer dillerdeki etkisinide düşünmek gerekli.


tatil otel pansiyon deniz

 


Tatil kelimesinin sadece Türkiye’den yapılmış
olan arama sonuçlarına bakarsak yıllara göre
gelişmede bir gerileme olduğunu görüyoruz. Birçok sebebi olabilir. İnternet kullanıcıları gelişiyor olabilir tek kelime dışında arama yapıyor olabilirler, ekonomik koşullardan dolayı tatile olan ilgi düşmüş olabilir.

Tatil kelimesini dünyadaki tüm sorgu sonuçlarını inceleyecek olursak yıllara göre bir artış sözkonusu. Bu bize Türkiyedeki İnternet’in büyüme eğiliminide gösteriyor olabilir. Büyümenin bu kelime ile ilişkili olduğunu düşünürsek 2007 yılında geçmiş yıllara göre bir yavaşlama olduğu görülmektedir. Sadece “tatil” kelimesine takılmayıp başka kelimelerinde eğilimlerini inceledim.



haber oyun seks tatil

kelimelerinin karşılaştırmalı analizinde oyun kelimesinin yıllara göre gelişimi önemlidir. Haber ve seks kelimesi arasındaki ilişki çok ilgi çekicidir. Tatil kelimesi bu sorgu hacimlerinin yanında çok daha düşük kalmaktadır.

Bu arada google’da Türk İnternet kullanıcılarının en çok “seks” içerikli aramalar yaptığının veya dünyadaki karşılaştırmalı istatistiklerde en yüksek çıkıyoruz, ancak Google trends sayfasında Türkiye’den yapılmış arama kelimelerinde haber
“porno” kelimesini artık hacim olarak yakalamıştır.


haber seks porno erotik

İnternet kullanımında bilinçlenme ve kullanıcıların internet eğitimi son yıl içinde artmıştır. Bu çok sevindirici bir haberdir. 2007 yılında haber ağırlık bir hayatımızın olduğu iddiası çok gerçekçi olmaz, eğilim 2006 yılından itibaren artışa geçmiştir.

Eğilimler bizim aynamızdır. Takip etmeye devam edelim.

[Slashdot] [Digg] [Reddit] [del.icio.us] [Facebook] [Technorati] [Google] [StumbleUpon]

Peki Web 2.0 bize hazır mı?

Web 2.0 ikinci nesil internet hizmetleri ve web tabanlı sosyal topluluklar olarak algılanmaktadır. Sosyal ağ siteleri, wiki servisleri ve folksonomy servisleri bunlara örnek olabilir. Tüm bu bahsedilenlerin ortak noktası kullanıcılar arasında işbirliği ve paylaşımın sağlanmasının amaçlanmasıdır. Web 2.0 kavrami ilk olarak Tim O’Reilly tarafından 2004 yılında ortaya konulmuştur. O’Reilly’ye göre web 2.0 bilgisayar sektöründe bir yeni iş devrimidir. Ticari başarı için internetin bir iş platformu olarak kabul edilmesi ve ilgili girişimlerin yapılmasına imkan vermesidir.

Aslına bakacak olursanız ortaya konulan tüm değişkenler internetin kuruluşundan bu yana genlerinde olmasına rağmen o tarihten bu makalede söz edilen maddeleri taşıyan iş modelleri web 2.0 olarak adlandırılmaktadır.

Peki biz 2004′te yazılmış olan bu makale çerçevesinde ve 1990 ların ikinci yarısından bu yana ticarileşmiş internetin kullanıcıları olarak bu iş modeline hazırmıyız?

Türkiye’de internetin gelişmesi son 2-3 yıl içinde hızlanmıştır. Son yıllarda kullanıcı sayısı yüksek hızlı internetin hayatımıza girmesi ile daha da artmıştır. istatistiklerimizde farklılıklar olmasına rağmen Türkiye’deki 2007 yılında toplam kullanıcı sayısını 15-20 milyon arasında kabul edebiliriz. Bu rakamın bu kadar geniş olmasının sebebi yapılmış olan çalışmalar arasında gerçekten büyük farklılıklar olmasındandır.

İnternet ülkemizde 1990 ların ikinci yarısından bu yana kullanılmaktadır. 1998 den bu yana düzenlenen internet haftasının 2007 Nisan ayında 10ncusu düzenlenmiştir. Yani Türkiye’de etkin olarak internetin 10 yıldır bulunduğunu söylememiz mümkün olabilir ancak kullanıcıların ağırlıklı kullanım yaşlarını hesaplayacak olursak bu hesaplamalarıma göre 2-3′ü geçmeyecektir. Önümüzde 2-3 yaşında internet kullanım eğitimi olan ve gerçek eğitim seviyesi göreceli olarak düşük bir 15-20 milyon kullanıcıdan bahsediyoruz. Elimizdeki hamur 2007 yılının kesitinde budur.

Şimdi web 2.0 kavramı altında yatan uygulamalara bir göz gezdirelim. Sosyal yerimleri, wikiler, podcastler, rss beslemleri, bloglar, sosyal paylaşımlı ağlar, etiketleme ağları, katılımlı içerik üretimi, açık kod. Tüm bu uygulamaların ortak noktası kullanıcının etkin katılımına dayanmaktadır. İnternet kullanıcısı içerik üretmeye, tüketici olmaktan paylaşımcı olmaya başlaması esas olmaktadır.

Türkiye’de bu kavramın en basit anlamda uygulanması gazetelerin internet sitelerinde haberlerin altına yazılan okuyucu yorumları olarak değerlendirilebilir. Seviyemiz oradan başlamaktadır. Daha karmaşık modeller sosyomat, bildirgeç, blograzzi, blogcu, izlesene olabilir. Tüm bu içerik üretimindeki ortak sorun ağırlıklı yaş olarak çok genç olan kullanıcıların kopyala yapıştırın ötesine geçmekte zorlanması, interneti gerçek değil “sanal” bir şey olarak kabul etmeleri, yasalara aykırı olarak içerik üretimi ve katkı seviyesinin düşük olmasıdır.

Katma değer yaratmak için çalışmak ve üretim yapmamız gerekmektedir. Türk insanın yaratıcı zekasının olmasına rağmen Youtube üzerinde gördüğümüz yabancı internet kullanıcıları kadar bile yaratıcı video içeriği ortaya çıkartamamız, küfürlerin havada uçuşması, seks konusundaki takıntılarımız, fikirlerimizi düzgün ifade edemememiz henüz toplumun web 2.0 kavramına hazır olmadığını düşündürmektedir.

Toplumumuz hazır değildir, ya yasalarımız bu konuya hazırmıdır. Bu konuda koskocaman bir “hayır” demek gerekiyor. Acil olarak hukukçularımızın bu gerçek platform hakkında eğitime ihtiyaçları vardır. Tüm avukatlar, savcılar, hakimler internet konusunda zorunlu eğitime tabi tutulmalıdır. Hukuk fakültelerinde ders programlarına internet konusu acil olarak konulmalıdır. İnternetin “sanal” olmadığı ve yaşantımızı etkilediği ve “gerçek” olan ne varsa bu platformda olduğu gerçeği hızla geniş kabul görmelidir. Reklamcıların ağızlarına doladıkları “sanal” kavramı tüm herkesin bilinç altına işlemiştir.

Fazla uzatmadan kısaca insanımız maalesef web 2.0 a hazır değildir, yasalarımız hazır değildir, şirketler hala interneti broşür ilersinde görememektedirler. 10 yılda tüm ülkeyi baştan başa demir yolu ile döşeyen bu ülke için bu kadar süre içinde teknolojik bir alanda geldiğimiz nokta gerçekten içler acısıdır.

[Slashdot] [Digg] [Reddit] [del.icio.us] [Facebook] [Technorati] [Google] [StumbleUpon]

Tavuklar ve Kartallar

Birçok insan hiç başarısızlığa uğramaz çünkü hiç denemez. Norman MacEwan

Gözlerini açmadan, başucunda bulunan cep telefonuna ulaştı. Sabahın köründe deli gibi çalıyordu. Bu vakitte kim? Hiç saygıları yok mu bu insanların diye geçirdi içinden. Tek gözünü açtı ekrandaki yazıyı görmek istedi. Cep telefonu karanlıkta yanıp sönüyordu. Pazartesi sabahı olmuştu. Dün gece kurduğu saat onu sıcak yatağından kaldırıyordu. Arayan kimse yoktu. Tuşlara bir kaç kez basıp, kafasını yastığın altına koydu, yorganı üstüne çekti, cep telefonuna sırtını dönüp gözlerini sıkıca kapadı.

Yine bir iğrenç hafta başıydı. Bir kaç dakika yatakta durduktan sonra aniden kalktı. Ümitsiz ve yorgun omuzlarla banyoda yüzünü yıkadı, elbise dolabından en temiz gömleğini seçti. Ütüleyip ütülememe konusunda kararsız kaldı. Sonra kravatını taktı, yerdeki Cuma gününden kalan çoraplarını giydi. Sahne giysileri nerdeyse tamamdı. Elleri yüzüne gitti, sakalları ellerine batacak kadar uzamışlardı. Ceketini çıkardı, kravatını gevşetti, köpüğü hızlıca yüzüne sürdü, dikkatsizce traş oldu. Acele ile ceketini eline aldı, bağı çözülmemiş ayakkabılarını çekecek ile giydi, anahtarı üst üste iki kere çevirip kapıdan asansöre doğru yürüdü.

Hava kapalıydı: Yağmur yağacak gibiydi. Şemsiye almak için çok geçti. Apartmandan çoktan çıkmış, servisin onu alacağı köşeye doğru hızlı hızlı yürüdü. Cep telefonundan saatini kontrol etti. Servis kısa süre geldi ve somurtkan yüzlerle dolu kapısı açıldı. Kimse birbiryle konuşmuyor Pazartesi sabahının keyif dolu hüznünü yaşıyorlardı. Tüm yolcuların yüzünden düşen bin parçaydı. İçerde radyondan haber özetleri duyuluyordu. Tüm gözler birbirinden kaçarcasına pencerelerden dışarı bakıyordu.

Yeni bir hafta daha başlamıştı. Bilmem kaçıncı hafta. Hiç biri birbirinden farklı değildi. Büyük bir daire. Pazartesi günleri hüzünlü Cuma günleri sevinçli. Tatilde işi biraz özler gibi oluyor, ofise geldiğinde yine o kapalı mekan içinde sıkıntılar yaratıyordu. Tüm çalışanların yüzünde sahnede takındıkları maskeler vardı.

İş yerinde yükselmek için büyük bir politika ustası olmak gerekliydi. Çalıştığı izlenimini vermek diğerlerin önünde olduğunu bir üstüne kanıtlaması gerekliydi. Yıllar bu oyunlarla geçmişti. Geleceği yer belliydi. Aslında bu işi severek seçmemişti ama başka seçenek önüne gelmemişti. O da aramak eziyetine girmemişti. Artık belli bir düzeni vardı. Hayalleri için şimdiye kadar olanları bir çırpıda yok edemezdi. Sonuç olarak bir bölümün müdürüydü. Kartviziti çok gösterişliydi. Üniversite beraber okuduğu bir çok arkadaşı ile karşılaştığında rahatlıkla hepsine bu küçük karton parçalarını verebiliyordu. Bu buluşmalarda pozisyonunu ve işini sanki çok seviyormuşçasına anlatıyordu. Bir statüsü vardı. Bir de maaşı tabi. Kredi kartı borçlarıda. Tüm bunlar bir anda küçük bir fikir için bırakılamazdı. Geleceği meçhul bir basit, hayalden öte olmayan bir küçük fikir.

İşinden ayrılan bir çok arkadaşını görmüştü. Bıraktıkları mevkiye tekrar gelmek için sonra çok eziyet çekiyorlardı. Yaptıkları zıpır işler toplumda pek de ciddiye alınmıyordu. Hele bu internet zırvası yeni işlerin ne olacağı belli bile değildi. Tüm sistemini bozmaya değmezdi. İşini çok sevmiyordu. Kapasitesinin çok az bir kısmını kullanıyordu. Bütün hafta tatil günlerini iple çekiyor, işleri hızlıca geçiştirmeye çalışıyordu. Emekli olduğunda yapacağı işlerin hayalini kuruyor en yakınlarına bunları anlatıyordu. Onun çözeceği bir sorun değildi onun dışında herkes bu şekilde çalışıyordu. Sistem bir kere böyle kurulmuştu. Ona göre kimse işini sevmiyordu ki.

Servisin camından bakarken içinden bunları geçiriyordu. Bu fikirler ilk defa aklına gelmiyordu. Her sabah nerdeyse aynı düşünceler geçiyordu aklından. Minibüs durdu ve içindekiler doğruca binanın kapısına doğru yürümeye başladılar. Kurulu oyuncaklar gibi. Bir kısmı simit, poğaça almak için pastahanelere doğru dağıldılar. Hiç bir sabah istediği gibi kahvaltı edemiyordu. Masasının üzerinde bir kaç bisküvi atıştırıp ofis çayı içiyordu. Asansörde keskin sessizlik devam etti. Gözler birbirinden kaçırıldı. Sahte kısa gülüşler havaya saçıldı. Bir hafta daha böyle başlıyordu. Bilmem kaçıncı iğrenç hafta.

Emre masasına geçmeden önce ofisin bulunduğu kattaki mutfağa gitti. Dolaptaki renkli kupasını aldı. Üstünde ters dönmüş bir damacana bulunan garip aletten sıcak su doldurdu. Kavanozun dibinde kalan kahveyi üstüne boca etti. Birazda beyazlatıcı ve şeker attı. Sıcak su içinde eriyecek olan ince plastik bir kaşık ile bu üçlüyü karıştırdı. Herhalde Pazartesi günün en zevkli işi bu kahve hazırlama uğraşıydı. Kupa içindeki hazır kahve töreni bitmişti ki sevimli bir “günaydın” sesi duyuldu.

- “İyi haftalar hocam. Nasılsın hafta sonun nasıl geçti? Neler yaptınız anlat bakalım” dedi
- “Nolsun aynı Cumartesi akşamı Beyoğlu, Pazar sabahı açık büfe kahvaltı olayı sonra sinema ve tekrar burası”
- “Çok güzel nereye gittiniz kahvaltı için? Hangi film?”

Bu sohbet uzuyaca benziyordu. Kısa kesmek için;

- “Aynı hocam ya geçen haftakiler, filmde yeni gelenlerden birisiydi beğenmedim adını bile hatırlayamıyorum açıkçası, bir eposta gönderecektim sonra konuşuruz tekrar” diyerek mutfağın kapısına doğru yöneldi.

Elinde renkli sıcak kupası, plazanın sıcak yapay hava dolu koridorlarında ayakları istemeye istemeye masasına getirdi. Bilgisayarı açtı, şifresini tuşladı, kurumsal ağa girdi, eposta programına tıkladı, kahveden bir yudum aldı ve ilk ileti kutusuna düştü.

Gönderen: Korhan Genişyürek
Tarih: 24.Kasım.2008
Kime: Düşün Düşündür Eposta Grubu
Konu: Tavuklar ve Kartallar

Bu yazının internette birkaç farklı şeklini okudum. Yabancı kaynaklara göre bir kızılderili hikayesi, diğer yerlerde kaynak hiç belirtilmemiş. Tavuk suyuna çorba kitaplarından olacağını düşündüm ama esas yazara ulaşamadım. Neyse bu çok önemli değil zaten, siz aşağıdaki yazıyı sıkılmadan sonuna kadar okuyun.

Bir zamanlar, büyük bir dağın tepesinde bir kartal yuva yapmış. Bir süre sonra kartalın, dört adet yumurtası olmuş. Yumurtalar henüz kuluçka dönemlerindeyken dağda bir deprem olmuş. Kartalın yuvasındaki dört yumurtadan biri, depremin şiddetiyle yuvadan düşüp, dağın tepesinden yuvarlana yuvarlana vadideki bir çiftliğe dek ulaşmış. Bu çiftlik, bir tavuk çiftliğiymiş. Çiftlikteki tavuklar, kendi yumurtalarına pek benzemeyen bu değişik ve biraz da büyük yumurtayı sahiplenmek istemişler. Yaşlı bir tavuk, yumurtayı koruması altına almış ve öteki yumurtalardan çıkacak yavrulardan ayırmaksızın büyütmeye karar vermiş.

Günü dolup, zaman geldiğinde yumurtanın içindeki kartal yavrusu kabuğunu kırmış ve dünyaya gelmiş. Bir tavuk çiftliğinde bulunduğunu ve kendisinin de çevresindeki yüzlerce tavuğun arasında olduğunu görünce, kendini de tavuk sanmış ve çiftlikteki tavuklarla birlikte, oda bir tavuk gibi büyümeye başlamış. Yalnızca o, kendisini tavuk gibi görmekle kalmıyor, çiftlikteki tüm tavuklarda onu bir tavuk olarak görüyorlar ve ona bir tavuk muş gibi davranıyorlarmış. Zaman zaman içinden;

- “Ben çevremdeki tavuklara benzemiyorum… acaba ben kimim? “diye soruyormuş.

Ama, bu kuşkusunu bir türlü dile getiremiyormuş. Ne de olsa o da bir tavukmuş ve tavuk olduğunu da bilmeli, kabul etmeliymiş. Bir gün çiftlikte öteki tavuklarla birlikte oyun oynarken, yukarılardan birkaç kartalın özgürce uçtuklarını görmüş. Kendini tutamamış, yüreğinde bir anda oluşan coşkuyla haykırmış:

- “Aman Allah’ım, ne kadar güzel uçuyorlar. Bende onlar gibi uçmak istiyorum…”
Tavuklar, onun bu sözlerine hep birlikte gülmüşler.
- “Sen bir tavuksun ve şunu asla aklından çıkarma; tavuklar kartallar gibi uçamazlar.”

Küçük kartal, o günden sonra hemen her gün gökyüzüne bakıyor ve yukarılarda uçan kartal arıyormuş gözleriyle…. bir kartal gördüğünde ise çiftlikteki öteki tavukları unutuyor, gökteki kartal gözden kayboluncaya dek büyük bir hayranlıkla ve özlemle, onu izliyormuş. Sonra da tüm hayranlığını ve özlemini, kartal gördüğü her zaman olduğu gibi, hep aynı sözlerle dile getiriyormuş:

- “Ah tanrım, ne olur, ben de onlar gibi uçabilsem… bende onlar gibi özgürce kanat açabilsem göklerde….”

O böyle konuştukça, bu kez çevresindeki tüm tavuklarda her zaman söyledikleri sözleri bir kez daha , bir kez daha yineliyorlarmış:

- “Vazgeç düşlerinden… sen tavuksun ve hep tavuk olarak kalacaksın….”

Küçük kartal, çevresindeki tavukların her gün birkaç kez yineledikleri bu sözlerinden öylesine etkilenmiş ki…. sonunda bir kartal gibi göklerde özgürce kanat açmak düşünden vazgeçmiş ve yaşamını bir tavuk gibi sürdürmeyi kabul etmiş ve bir tavuk gibi sürdürdüğü yaşamının sonunda bir tavuk gibi ölmüş.

Emre epostayı bitirdiğinde olduğu yerde kala kalmıştı. Göndereni tanımadığı için kızgın bir cevap yazmaya hazırlanırken, bu tavuk hikayesi oldukça etkilemişti. Ama yine de cevap vermek için parmakları klavyenin tuşlarına uzandı.

[Slashdot] [Digg] [Reddit] [del.icio.us] [Facebook] [Technorati] [Google] [StumbleUpon]