Aslına bakacak olursanız ortaya konulan tüm değişkenler internetin kuruluşundan bu yana genlerinde olmasına rağmen o tarihten bu makalede söz edilen maddeleri taşıyan iş modelleri web 2.0 olarak adlandırılmaktadır.
Peki biz 2004′te yazılmış olan bu makale çerçevesinde ve 1990 ların ikinci yarısından bu yana ticarileşmiş internetin kullanıcıları olarak bu iş modeline hazırmıyız?
Türkiye’de internetin gelişmesi son 2-3 yıl içinde hızlanmıştır. Son yıllarda kullanıcı sayısı yüksek hızlı internetin hayatımıza girmesi ile daha da artmıştır. istatistiklerimizde farklılıklar olmasına rağmen Türkiye’deki 2007 yılında toplam kullanıcı sayısını 15-20 milyon arasında kabul edebiliriz. Bu rakamın bu kadar geniş olmasının sebebi yapılmış olan çalışmalar arasında gerçekten büyük farklılıklar olmasındandır.
Şimdi web 2.0 kavramı altında yatan uygulamalara bir göz gezdirelim. Sosyal yerimleri, wikiler, podcastler, rss beslemleri, bloglar, sosyal paylaşımlı ağlar, etiketleme ağları, katılımlı içerik üretimi, açık kod. Tüm bu uygulamaların ortak noktası kullanıcının etkin katılımına dayanmaktadır. İnternet kullanıcısı içerik üretmeye, tüketici olmaktan paylaşımcı olmaya başlaması esas olmaktadır.
Türkiye’de bu kavramın en basit anlamda uygulanması gazetelerin internet sitelerinde haberlerin altına yazılan okuyucu yorumları olarak değerlendirilebilir. Seviyemiz oradan başlamaktadır. Daha karmaşık modeller sosyomat, bildirgeç, blograzzi, blogcu, izlesene olabilir. Tüm bu içerik üretimindeki ortak sorun ağırlıklı yaş olarak çok genç olan kullanıcıların kopyala yapıştırın ötesine geçmekte zorlanması, interneti gerçek değil “sanal” bir şey olarak kabul etmeleri, yasalara aykırı olarak içerik üretimi ve katkı seviyesinin düşük olmasıdır.
Katma değer yaratmak için çalışmak ve üretim yapmamız gerekmektedir. Türk insanın yaratıcı zekasının olmasına rağmen Youtube üzerinde gördüğümüz yabancı internet kullanıcıları kadar bile yaratıcı video içeriği ortaya çıkartamamız, küfürlerin havada uçuşması, seks konusundaki takıntılarımız, fikirlerimizi düzgün ifade edemememiz henüz toplumun web 2.0 kavramına hazır olmadığını düşündürmektedir.
Toplumumuz hazır değildir, ya yasalarımız bu konuya hazırmıdır. Bu konuda koskocaman bir “hayır” demek gerekiyor. Acil olarak hukukçularımızın bu gerçek platform hakkında eğitime ihtiyaçları vardır. Tüm avukatlar, savcılar, hakimler internet konusunda zorunlu eğitime tabi tutulmalıdır. Hukuk fakültelerinde ders programlarına internet konusu acil olarak konulmalıdır. İnternetin “sanal” olmadığı ve yaşantımızı etkilediği ve “gerçek” olan ne varsa bu platformda olduğu gerçeği hızla geniş kabul görmelidir. Reklamcıların ağızlarına doladıkları “sanal” kavramı tüm herkesin bilinç altına işlemiştir.
Fazla uzatmadan kısaca insanımız maalesef web 2.0 a hazır değildir, yasalarımız hazır değildir, şirketler hala interneti broşür ilersinde görememektedirler. 10 yılda tüm ülkeyi baştan başa demir yolu ile döşeyen bu ülke için bu kadar süre içinde teknolojik bir alanda geldiğimiz nokta gerçekten içler acısıdır.


(No Ratings Yet)
Post a Comment
You must be logged in to post a comment.